İki günlük dünyanın ilk günü doğduğumuz gün.
9/11/2007
İki günlük dünyanın ilk gününü, doğduğumuz gün tamamladık ve ikinci günün akşamının ise ne zaman geleceğini bilemiyoruz.
Aslında yaşam denen bu sürecin ne kadar kısa veya uzun olduğu değil Bu süreyi nasıl değerlendirdiğimiz önemli olan. Kimler arkamızdan hayırla ve dua ile söz etti. Kimler bizden kurtulduğuna şükretti. (Ama yürekten dudaktan değil.)
Hayatta iken gerek malımızdan, gerek mevkiimizden yada başka sebeplerden bizimle beraber olan insanlar, hala arkamızdalar mı? Bir et yığını olduğumuz ve kimseye menfaat ve zararımızın olmayacağı o günde. Bizi omuzlarının üzerine alıp. Yorganı toprak olan yatağımıza yatırabilecekler mi.? İmam efendi Haklarınızı helal edermisiniz? dediğinde. Gerçekten helal olsun diyebileceklermi.?
Bir insanın ebedi alemde mekanının neresi olacağını mutlak olarak yüce yaratıcı bilir. Ama cenaze merasimleri de kişi hakkında bize ip uçları verir. (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. ) Merhumu son yolculuğuna uğurlayanlar arasında kimler var?. Dualar ve mağfiret dileyerek mi son yolculuğa uğurlanıyor. Yoksa dünya bir musibetten kurtuldu diye mi.?
Ateş düştüğü yeri yakarmış derler ya, gerçekten doğru. Bazen trafikte giderken acı acı ambulans sileninin çaldığını duyarız. Ve söyle bir bakar geçeriz. Yada cenaze arabaları, camilerin önünde birikmiş kalabalıkları, Hastane kapısı önünde o tarafa bu tarafa koşturanları, o anda bizim için çok bir şey ifade etmez. Dünya halidir deyip geçeriz. Ama aynı duruma biz geldiğimizde. Ne kadar zor bir durum olduğunu fark ederiz.
Ne olur sevdiklerimizin kıymetini hayattayken, yanımızdayken, konuşabilirken ve dinleyebilirken bilelim. Birbirimize Allah için sevdiğimizi söyleyelim. Elden uçup gittikten sonra sevdiklerimize bunları söylemek mümkün değil. Geriye kalan bir mezar taşı ve bir avuç Toprak.
Ne olur birbirimizden duaları eksik etmeyelim. Meclislerimize iştirak edelim. Dertleri varsa paylaşmaya çalışalım. Sevinçli bir şey varsa ortak olalım.
Hayatta iki şeyi mutlak olarak unutmamak ALLAHI ve ÖLÜMÜ ve iki şeyide hemen unutmak gerekir. YAPTIĞIMIZ İYİLİĞİ ve GÖRDÜĞÜMÜZ KÖTÜLÜ.
Tüm müminlere Hayırlı bir ömür, Hayırlı bir ölüm, Salih Evlatlar, Kabul edilir ibadet ve iman, Arkasından İyi dua edecek Dostlar ve Akrabalar. Yakın zamanda sevdiklerini kaybeden komşularıma baş sağlığı ve sabırlar dilerim.
Selam ve dua ile.
Sadettin TURHAN / BAŞAKŞEHİR
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Gerçek Sevgi (ibret Hikaye)
9/11/2007
Gerçek Sevgi
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle onu yasayanlar arasında ne fark vardır?"
Bakın göstereyim demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş.
Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp sonra karsısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
İşte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.
******
Kıssadan hisse almak dileklerimizle. Bazen bir ufak hikaye, bir söz, bir tavır sayfalar dolusu yazıdan yada saatlerce konuşup nasihat dinlemekten çok daha etkili olur.
Selam ve dua ile. Sadettin TURHAN Başakşehir
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ayna (ibret hikaye)
9/11/2007
AYNA
Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir dükkana girerek;
- Hatıra eşya almak istiyorum, demiş.Ne tavsiye edersiniz?
Dükkan sahibi yaşlı zat, adamı tepeden tırnağa süzüp:
- Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, demiş. Ama onları almaya güç ister.
Adam, hiç düşünmeden:
- Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, diye atılmış. Benim için para önemli değil.
İhtiyar, dudak büküp:
- İnşallah gücün yeter, demiş. Çünkü padişahlar bile alamadı onları.
Adam, ses tonunu iyice yükselterek:
- Benim elde edemeyeceğim şey yoktur!.. diye direnmiş. Fiyatları ne kadar?
İhtiyar adam:
- Seçeceğin aynaya bağlı, diye gülümsemiş. Günümüze ait aynaları normal fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır. Hele hele antikalara gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek beğenmezsin.
Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş. Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna girip, dükkanın arka bölümüne geçmiş.
Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek:
- Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, demiş.Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır.
Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş. Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra:
- Bunun bir özelliğini görmedim, demiş. Evimde de bundan üç dört tane var.
Yaşlı adam, seke seke ilerleyerek:
- O halde bu aynaya bak!.. demiş. Çeyrek asır öncesine aittir. Çerçevesi bakırdandır. Fiyatı ise yüz kese altındır.
Adam:
- Herhalde şaka yapıyorsunuz, diye gülümsemiş.Böyle basit bir ayna, on altın bile etmez.
İhtiyar adam:
- Ben sana söylemiştim!.. diye kızmış. İsterseniz vazgeçin.
Adam, iş olsun diye aynaya baktığında, bağırmamak için kendini zor zaptetmiş. Gözlerini ovuşturarak baktığı aynadaki görüntü, onun yirmibeş yıl önceki haline aitmiş. Ne başının büyük bölümünü saran beyaz saçlar varmış bu görüntüde, ne de yüzünü kırış kırış eden derin çizgiler.
Adamın aynaya takılan gözleri, biraz sonra fal taşı gibi açılmış. Çünkü aynadaki gençlik görüntüsünün hemen arkasından, sevdikleri geçiyormuş birer birer.
Büyük bir dehşet içinde:
- Aman Allah'ım!.. diye bağırmış.Bu geçen, kız kardeşim değil miydi? Hem de henüz kanser olmadan önce.
Daha sonra, en sevdiği teyzesi ve dayısı da geçmişler, adamın görüntüsü ardından. Her ikisi de, çeyrek asır önceki halleriyle.
Adam, dayanamayıp başını çevirmiş aynadan. İhtiyar, ona sokulup:
- Bu işten vazgeç!. demiş.Zaten bir çok insan da öyle yaptı.
- Hayır!. diye itiraz etmiş adam. Kardeşimi özlemiştim, dayımla teyzemi de.
- Peki!. demiş ihtiyar. Şu gördüğün bir antika aynadır. Çerçevesi ahşaptır. Değeriyse bin kese altın eder.
Adam, oraya doğru ilerlerken, korkusundan vazgeçmiş. Ama merakını yenemeyip aynaya baktığında, küçük bir çocuk gibi çığlık atmış. Yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyormuş karşısında. Soluk yüzlü, incecik, dişleri dökük ve saçları dağınık bir çocuk.
- Aman Allah'ım!.. diye bağırmış. Bu benim çocukluğum. Cebimdeki sapan bile duruyor.
Adam, biraz sonra sendeleyerek duvara tutunmak zorunda kalmış. Bu sefer, 30-35 yaşlarındaki halleriyle annesi ve babası geçiyormuş geriden. Daha sonra da, nur yüzlü dedesi. Annesi, her gün defalarca yaptığı gibi, öpüvermiş onu yanağından. Babası ise, er zamanki şakacılığıyla, ensesine bir şaplak atmış yavrusunun.
Adam, kaçarcasına uzaklaşmış oradan. İhtiyarın yanına yığılmış ağlayarak.
Yaşlı adam:
- Gerçek aynalar böyledir evladım!.. demiş. Bu yüzden de ulaşılmaz onlara.
Adam, biraz olsun kendine geldiğinde, dükkandan atmak istemiş kendini. Fakat tam çıkacakken:
- Bedava aynalardan söz etmiştiniz, demiş. Onu da merak ettim.
İhtiyar adam:
- Ona hiç bakma evlat!. diye atılmış. Bu gün çok fazla yoruldun, kalbin dayanmaz.
- Mutlaka bakmalıyım!. diye ısrar etmiş adam. Gördüğüm şeylere artık alıştım.
Yaşlı adam, çaresiz kabul etmiş ve duvarlara asılanlardan farklı olarak, dükkanın döşemesi üzerine indirilen bir aynayı gösterip:
- İşte bu da geleceğin aynası!. demiş. Çerçevesi altından olup bedavadır. Ama onu hiç kimse almadı.
Adam:
- Geleceğin aynası ha!. demiş.Üstelik de altından ve bedava...
İhtiyar, hiç sesini çıkartmamış. Adam ise, emin adımlarla aynaya doğru ilerlemiş ve bakmak için yere eğildiğinde oracığa yığılıp kalıvermiş.
Yaşlı adam:
Geleceğin aynasında ne göreceğini tahmin etmen ve ona göre hazırlıklı olman gerekirdi evladım, demiş. Senin de gücün yetmedi demek ki...
İhtiyar adam, müşterisinin cansız vücudunu kucaklarken, onun aynadaki görüntüsüne bakmış.
Kuru bir iskelet görünüyormuş...
selam ve dua ile Sadettin TURHAN (alıntı)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Burnundan kıl aldırmak (ibret hikaye)
9/11/2007
“BURNUNDAN KIL ALDIRMAK “
Selamların en güzeli Allahın selamı ile gönderilen 1 hikaye sizlerle paylaşmak istiyorum.
OSMAN EFENDİ.....
Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır geçmez.
Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır.Doktor muayene eder,
ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendi nin baş ağrısı artarak
sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanısıra gözleri de yaşarmaya başlar.
Başka doktorlar çağrılır...
Osman Efendi Uşak ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaad
eder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz.
Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman
Efendi yi İstanbul a götürmeye karar verirler. İstanbul da en iyi
doktorlar seferber olur.Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler
yapılır...
Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe
zorlaşan baş ağrısı ve göz yaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir. Ağrı
kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar
yurtdışına götürülür.
O devirde Amerika değil İsvicre moda, Zürih e gidilir.Haftalarca hastanede
kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır. Sonuç:
Efendi ye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendi ye ağrı
kesici iğneler verilir, altmışlarını süren adamın ülkesine dönüp
"dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir.
Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" denilir, Uşak a dönülür.
Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle
ölümü beklemeye başlar. Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi
nin eski berberi "Berber Mehmet" cağrılır.
Berber yataktan kalkamayan Osman Efendi yi traş ederken, adamcağız derdini
anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim"
der, "Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın? " Bir bakar, "Hah işte"
der "Kıl dönmüş. "Osman Efendi nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın
çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendi nin
köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendi
nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla
kapı dışarı edilir.
Osman Efendi nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar
koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır.
Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır.
Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Başağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen
kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ızdıraplara yol açtığını
doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği
kimsenin aklına gelmemiştir.
Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet i çağırtır ve ona bir
servet bağışlar.
Şimdi bu gerçek hikayeyi niye anlattım?
1. Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.
3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir ?!
Selam ve dua ile Sadettin TURHAN (alıntı)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Tuzlu Kahve (ibret Hikaye)
9/11/2007
TUZLU KAHVE
Merhaba
Bekarlık sultanlıktır derler ama. Tek kişilik hayatta sultan olsan ne yazar. Vezir olsan ne yazar. Hayatın idamesi ve Zorlukların üstünden gelebilmesi için mutlak bir yardımcıya (Hayat Arkadaşına ) ihtiyaç vardır. Zor günlerinde sıkıntılarında seninle paylaşabilecek, destek olabilecek. Mutlu olduğunda güzel günlerinde beraber geçirebilecek.
Yeni evlenin çiftler için. Çeşitli örneklemeler yapılır. Bende İki demir çubuğun birleşmesine benzetiyorum. İki demir çubuk Kaynak yapılırken etrafına kıvılcımlar saçar. Ve kendi şekillerini değiştirmek istemezler. (Bunu yeni evli çiftlerin ufak tefek fikir ayrılıkları ve küçük tartışmaları diyebiliriz) . Sabredilir ve biraz daha anlayışlı davranılabilirse. Bir müddet sonra yumuşayıp, bir birine kaynayarak. Sağlam yeni bir bütün (aile) oluşturur. Ve aslında beraberce ne kadar güçlü ve sorunlara karşı daha kuvvetli karşı koyabildiklerinin farkına varır.
İki farklı çevre ve ailede yetişmiş. Zevkleri, istekleri, hayalleri, Sevinçleri farklı iki insan. Bir birliktelik oluşturarak. Aynı hayatı paylaşmaya başlıyorlar.
Evlilikte Eşler birbirlerine karşı 6 S ye kurallarına dikkat edilirse. Bir çok sorunun üstesinden daha rahatlıkla gelinebilir. Bunlar nedir dersek.?
SEVGİ - SAYGI - SABIR - SADAKAT - SAĞLIKLI CİNSEL YAŞAM - SORUMLULUK.
Tüm yeni evli çiftlere mutluluk dileklerimle.
Elime ulaşan Güzel bir Hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum.
Tuzlu Kahve
Kıza bir partide rastlamıştı.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı..Ben artık gideyim demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.. Bana biraz tuz getirir misiniz dedi.Kahveme koymak için.. Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla ;Garip bir ağız tadınız var dedi.. Delikanlı anlattı: Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki. Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu..
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu,
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü.. 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. Ölümümden sonra aç diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında.. Sevgilim, bir tanem..Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni
affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede..
İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ;Tuz; çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği
anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. İşte gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan.
Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.. Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına ;Tuzlu kahve nasıl bir şey ; diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının.. Çok tatlı!.. dedi.. Çooooookkkkkkkkk
Selam ve dua ile. (alıntı)